Trabzon'un kuruluşu M.Ö.2000 yıllarına inmektedir.
Erzurum'dan geçen ve İran sınırına varan, Avrupa ile Asya'yı
birbirine bağlayan tarihi İpek Yolunun başlangıcında kurulan
Trabzon şehrinin ilk kurucularının Ortaasya ve Kafkaslardan bölgeye
gelen Turani Kavimlerden Marlar, Tibarenler ve Moskların olduğu tarih
kitaplarında yer almaktadır.
Trabzon'un kuruluşundan itibaren geçirdiği devreler şöyle sıralanabilir.
Ege kıyılarından kalkıp boğazları aşarak Karadeniz'e çıkan ve
herşeyden önce ticaret fikriyle hareket ettikleri söylenen
Miletliler ilkin M. Ö. 785 yılında savaşla Sinop'u'ele geçirmişlerdir.
Tabii limanıyla Sinop Şehri bu insanların merkezi olmuş ve oradan
Karadeniz'in her tarafına, alışverişe elverişli buldukları
noktalara yayılmış ve yerleşmişlerdir.
Miletliler, Sinop'u elde ettikten 29 yıl sonra Ordu ve Giresun ile
birlikte, kendilerinden önce var olan Trabzon'a da gelmişler ve ne
şekilde olduğu bilinmeyen bir surette yerleşmişlerdir.
Şehirden ilk bahseden, M. Ö. 400 yılında Onbinlerin bakiyesi olan
sekizbin küsür kişilik ordu ile Trabzon'a gelen Yunanlı komutan ve
filozof Ksenefon'dur. Şehir O'nun zamanında Sinop'a belli bir vergi
ödüyordu. Onbinler Trabzon'da kendi dilini konuşan Sinop'a mensup
Miletlileri buldular. Bir ay kadar Trabzon'a misafir kaldıktan sonra
memleketlerine deniz yoluyla ulaşmak istediler. Ancak, Trabzonluların
gemilerinin önemli bir kısmı seferde olduğu için ordunun yanlızca
bir kısmının Trabzonluların yelkenleriyle denizden, diğer kısmının
ise karadan yollarına devam ettiği kaydediliyor.
Miletliler, Trabzon'dan Asya'nın göbeğine ve Ortadoğuya ulaşan
ticaret yolları üzerinden akan alışveriş hareketlerinin bağlanıp
çözüldüğü Trabzon'da çok büyük servetler elde etmişler ve
merkezleri olan Sinop'u her sahada geride brakmışlardı.
Trabzonluların yüzlerce parçalık gemileri gelen ve giden ticaret
emtiasını Karadeniz'in her tarafına ve boğazları aşarak Ege kıyılarına
taşıyordu.
M. S. birinci yüzyılın ortalarına kadar, bazı sarsıntılarla
birlikte devam eden bu serbest şehir dönemi Roma hakimiyeti takip
etti.
III. Devir: Roma Devri (50-395)
Romalılar, diğer Yunan sömürgelerine yaptıkları gibi Trabzon'a
da "Serbest Şehir" ünvanı ve imtiyazını bırakmışlardı.
Trabzon Romalılar için doğuda bir üs ve iaşe merkezi halini almıştı.
Karadeniz'deki Yunan sömürgelerinin merkezi olan Sinop, Roma döneminin
başında önemini kaybetmişti. Trabzon ise giderek güç kazanmış
ve Karadeniz'in en işlek iskelesi, en canlı ticaret merkezi haline
gelmişti.
Romalılar Trabzon'a konumundan dolayı özel önem veriyorlardı.
Roma imparatoru Adrian M. S. birinci yüzyılda şimdiki Kalepark / Güzelhisar'ın
denize doğru uzanan kayaların altını oydurarak bir liman yaptırmıştı.
Osmanlı devrine kadar işe yarar halde kalmış olan bu liman
sonraları kumla dolmuş ve kullanılmaz hale gelmiştir.
Latince Bella Castron limanı olarak anılan bu liman, Avrupa-Asya ve
Ortadoğu ticaretinde çok önemli bir yere sahipti. İçten veya
denizden gelen transit emtia deve ve gemilerden, limanın tam üstündeki
etrafı surla çevrili olan ve zamanına göre umumi mağaza
mahiyetinde olan bu antrepoya boşaltılır, içeriye veya taşraya
gidecek olan emtia dahi oradan yüklenirdi. Burası Avrupa'dan Asya'nın
ortalarına kadar ulaşan tarihi ipek yolunun deniz ucundaki basamağında
kurulan bugünkü manasıyla bir serbest bölge idi.
Trabzon'un asıl şehirden bir buçuk iki kilometre doğuda bulunan bu
transit limandan başka dahili ticarete mahsus bir limanı daha vardı.
Bu ikinci liman şehrin denize paralel giden kale duvarının önünde
ve bugünkü moloz mevkiinde idi. Doğu taraftan şehir surlarının
denize uzatılmış bir kolu ve bir kulesi tarafından korunan Moloz
Limanı son yıllara kadar ayakta kalabilmiş, ancak sahil yolunun açılmasıyla
birlikte kalıntılarının önemli bir kısmı yok olmuştur.
Bundan sonra Trabzon ve Doğu Karadeniz Bizanslılar ile Müslümanlar
arasında el değiştirdi. 733 yılında Müslümanlar bölgede
yeniden hakim olmuşlarsa da bu durum uzun sürmedi ve Trabzon 739 yılında
Bizanslılar tarafından geri alındı. Ancak şehir surların dışında
Müslümanların hakimiyeti uzun yıllar devam etti.
Bizanslılar devrinde Trabzon Irak'ın da iskelesi idi. Abbasiler ilk
devirlerde İstanbul'dan Müslümanlara satılmak üzere ticaret eşyasının
gönderildiği başlıca liman Trabzon'du. O zamanlarda Trabzon'da
daimi sürette oturan Müslüman tacirler vardı. Karadeniz'e
Araplarca "Bahr-i Tirabizanda" denilmesi de Trabzon'un o dönemdeki
önemini göstermektedir.
Türkler Trabzon'da
Malüm olduğu üzere XI. yüzyılda Müslüman Türkler Anadolu üzerine
akınlara başladılar. 1048 yılında İbrahim Yınal, Hasankale
zaferini kazandıktan sonra Türkmenler Trabzon'a kadar ilerlediler.
Ancak kendilerinden önce Trabzon'u ele geçirmeye çalışan Müslüman
Araplar gibi surlar ile çevrili Trabzon'u ele geçirmeleri zor olmuş
ve düzenli Bizans ordusu karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardı.
1071 Malazgirt zaferinden sonra ise Anadolu kapıları Müslüman Türklere
kesin olarak açıldığında Trabzon ve civarının Türkleşmesi ve
Müslümanlaşması hızlanmıştı. Selçuklular 400 yıl boyunca
Trabzon'u birçok kez kuşatmışlardı. Şehir bu kuşatmalardan güçlü
surları Bizans desteği ve doğal yapısının sağladığı
topografik imkanlarıyla kurtarılabilmiştir.
IV. Devir: Komnenoslar Devri (1204-1461)
Bu devir Trabzon'un ticaretçe en parlak devirlerinden biri olmuştur.
Ceneviz ve Venediklerin bütün doğuda ve bilhassa Karadeniz'deki
ticari faaliyet ve rekabetlerinde Trabzon önemli bir mevkie sahip
olmuştu. Venediklilerden önce Cenevizliler Trabzon imparatoru ile
bir ticaret anlaşması yaparak Trabzon'da serbest ticaret yapmak
imtiyazını almışlardı. Daha sonra Venedikliler ile de aynı şartlarla
bir anlaşma imzalanarak ticari müesseseler açmalarına izin verilmiş
ve 225 adımlık bir arsa üzerinde kendilerine ait kilise, ambar gibi
çeşitli binalar yapmalarına müsaade edilmişti.
O günkü Trabzon'un ticari hayatını Alman tarihçi Fallmerayer şöyle
anlatır: "İran'dan hatta Irak'ın kum çöllerini aşarak
buraya doğru kafileler gelir ve bütün beşeri ihtisas Trabzon'da
temerküz ederdi. Trabzon imparatorluğu bir transit merkezi, bir baş
karargah ve dünya ticaretinin bir noktası idi.
"Bağdat ve Kahire'nin sırmalı kumaşları, Hindistan ve Sina'nın
inci ve mücevheratı, Megrelistan'ın (Gürcistan'da) bal ve keteni,
Floransa'nın erguvani kumaşları, Almanya'nın porselen ve çelik
mamulatı; sanayiye ait bütün ürünler her taraftan Trabzon çarşısını
doldururdu."
Bu dönemde Trabzon'a yönelik Türk akınları giderek yoğunlaştı.
Trabzon imparatorları bu akınları savuşturmak için kızlarını
civardaki Türk beyleriyle evlendirerek akrabalık kurmaya başladılar.
Aynı zamanda bazı beyliklere vergi de ödüyorlardı.
XV. Yüzyıl başlarında Anadolu'yu istila eden Timur, Trabzon'u
zaptetmiş ise de ülkesine katmayıp, oğlu Halil Mirza'nın yönetiminde
vergiye ve haraca bağlamıştı. Yıkılışa doğru giden Trabzon
Devleti'nde bir saltanat mücadelesi başlamıştı. Çevresi Osmanlı
Devleti ile sarılan Trabzon, sembolik bir devlet durumuna düşmüştü.
II.Murat zamanında Trabzon, karadan ve denizden kuşatılmış ise
de, denizde fırtına çıkması yüzünden kale alınamamış, ancak
esir ve ganimet alınarak dönülmüştü.
Trabzon'un Fethi
29 Mayıs 1453 de İstanbul'un fethinden sonra Fatih, Trabzon'un
vermekte olduğu vergiyi 2000 duka altına çıkarmıştı. Erdebilli
Safeviye tarikatı şeyhlerinden Şeyh Cüneyd 1456 yılında
ordusuyla Trabzon üzerine yürüdü, İmparatorluk ordusunu yenerek
şehri kuşattı. Bunun üzerine Fatih, Trabzon'un Şeyh Cüneyd'in
eline düşmemesi için Amasya Valisi Hızır Bey'i Trabzon üzerine gönderdi.
Durumu öğrenen Şeyh Cüneyd kuşatmayı kaldırarak çekildi. Hızır
Bey Trabzon'u kuşatarak Meydan-ı Şarkî'de (Şimdki Belediye Meydanı)
karargahını kurdu. Fakat Trabzon'u savunmaktan korkan kral Kalo İannes
vergi vermeyi kabul etmişti.
Fatih Sultan Mehmed'i Trabzon üzerine yönelten birtakım siyasi,
idari, ekonomik ve tarihi sebepler vardır. Bunların içinde en önemlisi,
Bizans'ın bir nevi kalıntısı durumundaki Trabzon Rum Devleti'nin
fethi gerçekleşmedikçe, İstanbul'un fethinin yarım görülmesiydi.
Bu arada Trabzon Devleti'nin Osmanlı Devleti aleyhinde Venedik
Cumhuriyeti, İran, Gürcistan Devletleri, İsfendiyar Oğulları ve
Karaman Oğulları ile ittifaklar kurması, hısımlıkları bahane
ederek Akkoyunluların Anadolu'ya göz dikmeleri ve Osmanlı topraklarına
saldırmaları karşısında Fatih, Trabzon'un fethine kesin olarak
karar vermişti. 1460'da Uzun Hasan, Fatih'in huzuruna elçiler göndererek
hısımlık kurduğu Trabzon Rum Devletinden alınan vergileri geri
istemiş, bunun üzerine de Fatih elçilere "Haydi siz gidin
gelecek sene ben kendim gelir mahallinde vergimi öderim" diyerek
tasavvurunu açıkça ortaya koymuştu.
Sefer için Osmanlı kara ordusu 23 Mart 1461'de Edirne'den hareket
etti. Mahmut Paşa komutasında 150 parçadan oluşan donanma da
Karadeniz'e açılmıştı. Fatih'in komutasında Üsküdar'dan
Anadolu'ya geçen ordunun nereye gittiğini kimse bilmiyordu. Bu
ilerleyiş sırasında Amasra, İsfendiyaroğulları Beyliği,
Kastamonu ve Sinop fethedilerek Sivas üzerinden Erzincan ovasına
inildi ve yassıçemen'de karargah kuruldu. Bu arada seferin İran üzerine
olduğu düşüncesiyle korku ve telaşa kapılan Uzun Hasan adına
harekete geçen Çemişkezek Beyi Hasan'ın başkanlığında bir elçi
heyeti Fatih'in çadırında kabul edildi. Heyet içinde Uzun Hasan'ın
annesi Sâra hatunda vardı. Karşılıklı görüşmelerden sonra,
heyete seferin İran üzerine olmadığına teminat verdikten sonra,
elçilik heyetinin bir kısmı ve Sâra Hatun alıkonularak, Osmanlı
ordusu yönünü Trabzon üzerine çevirdi.
Osmanlı ordusu çok zor şartlar altında Erzincan ile Trabzon arasını
25-30, bazı kaynaklara göre 40 günde aşabilmiştir. Çekilen
zorluklar karşısında Fatih'i bu seferden alıkoyabilmek için Sâra
Hatun'un :
"-Hey oğul Trabzon'a bunca zahmet nedendir? Trabzon nedir ki,
ondan ötürü şehsuvar'ı Saltanat piyade olup pürdap ola?"
Dediğinde, Padişah hışımla:
"-Hey ana bu zahmet din yolundadır. Kim ahirette Allah
hazretlerine varıcak inayet ola derim. Zira bizim elimizde İslam kılıcı
vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesek bize Gazi demek yalan
olur." dediğini tarihler kaydeder.
Trabzon kuşatması 40 gün sürdü. En şiddetli savaşlar Zağnos köprüsü
civarında oldu. Şehzade Mahmut Paşa yanında bulunan Rumca katibi
İmparator David'e göndererek kayıtsız ve şartsız teslim olmasını
yoksa cenk yasasının uygulanacağını söyledi. David, hiçbir ümidin
kalmadığını görünce Mahmut Paşa'nın akrabalarından teyzesinin
oğlu başmabeinci Yorgi Amuriki vasıtasıyla anlaşarak şehri ve
kaleyi teslim etti. Bir yandan görüşmeler yapılırken bir yandan
da çetin vuruşmalar sürüp gidiyordu. Türk Bayrağı'nın Zağnos
burcuna dikildiği anda, Trabzon Devleti'nin teslim haberide Fatih'e
ulaşmıştı.
Trabzon'un fethi tarih bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu
fetihle Bizans'ın son kalıntısıda Anadolu'dan temizlenmiş ve bu
coğrafyada tek otorite altında toplanma gerçekleşmiştir. Ayrıca,
Trabzon'un fethi ile Karadeniz'in bir Türk gölü haline gelmesi
projesi için en önemli adım atılmıştır. Hepsinden önemlisi 26
Ekim 1461 günü Trabzon Devleti tarihe karışırken, Bizans'ı
diriltme hülyası temelinden yok edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet ilk iş olarak fetih geleneğine uyup Ortahisar'da
Meryemana Altınbaş Kilisesi'ni "Ortahisar Camii" adı ile
Müslümanların ibadetine tahsis etmiştir. Daha sonra Sen Ojen
Kilisesi'de camiye çevrilerek ilk Cuma namazını burada kılmış ve
adına da "Yenicuma camii" denilmiştir. Bu camilerin her
ikiside halen ibadete açıktır.
Trabzon'un idaresi Gelibolu valisi Kazım beye verilip bir kısım
asker, silah ve mühimmat bırakıldıktan sonra ordu sahil yolunu
takip ederek geri döndü.
Fetihten sonra Trabzon'un yerli ahalisinin ileri gelenleri imparator
David ile İstanbul'a geri götürülmüş, bir kısmıda kendiliğinden
ayrılmıştır. Bu yüzden şehirde pek az nüfus kalmıştır. Kalan
nüfus ile Eksotha (Hızırbey), Boztepe, Aşağı Yenicuma, Tuzluçeşme,
Çömlekçi semtleri de iskan ettirilerek, kale içindi Hıristiyan bırakılmamıştır.
Boşalan evler sipahi takımına yeniçerililere, maiyet ağalarına
ve mülhakattan gelen Türklere tahsis edilmiştir. Bu arada feth
edilen diğer şehirlerde olduğu gibi Trabzon'da da "Cizye-i Şerriye
ve Rusumi örfiye" vergisi konmuştur. Trabzon ve civarındaki
toprakların tahribi ve tımarlara bölünerek sipahilere verilmesi
gibi konularda Sancak beyi Kazım bey aldığı emri yerine getirerek
Trabzon topraklarını Osmanlı idaresi altında yeniden organize etmiştir.
Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet'in yörede genel bir sayım yaptırmış
olduğu biliniyorsa da, buna ait belgeler elde olmadığından ancak
1486 yılında II.Beyazıt'ın sayımları ölçü alınmaktadır.
Trabzon hakkında bilgi veren en eski tahrir defterleri, başbakanlık
arşivinde "Maliyeden Müdevver Defter No:28" başlığı
altında bulunmaktadır. Tarihsiz olan bu defter ilk olarak 1954 yılında
Ömer Lütfü Barkan tarafından kullanılmıştır.
Bufassal adlandırılan türde olan 1486 tahrir defterinde Trabzon; Akçaabat,
Görele, Tirebolu, Giresun, Laz, Maçka, Torul, Sürmene, Of, Rize,
Atina (Pazar) tımarları ile tımar sahiplerinin listeleri
verildikten sonra, başta Trabzon şehrinde oturanların ayrıntılı
bir listesi de bulunmaktadır. Tahrir defterinde şehrin halkı,
mahalle ya da cemaat başlıkları altında dini guruplar olarak bölündükten
sonra şehirdeki her aile reisinin de adı verilmektedir.
Fetihten sonra, mevcut müslüman nüfusuna ait olarak iskan edilen ve
geldikleri yörelere göre ad alan müslüman cemaat grupları şunlardı:
1- Cemaat-i Niksar 7 hane 10- Cemaat-i Sanusak 5
hane
2- Cemaat-i Ladik 7 hane 11- Cemaat-i Amasya 31
hane
3- Cemaat-i Bafra 16 hane 12- Cemaat-i Osmancık 10
hane
4- Cemaat-i İskilip 10 hane 13- Cemaat-i Çorum 15
hane
5- Cemaat-i Gümüş 7 hane 14- Cemaat-i
Merzifon 18 hane
6- Cemaat-i Tokat 25 hane 15- Cemaat-i Nefsi Samsun 12
hane
7- Cemaat-i Porhal (Turhal) 4 hane 16- Cemaat-i
Zile 3 hane
8- Cemaat-i Göncanik(Gölköy) 8 hane 17-
Cemaat-i Satılmış Canik 1 hane
9- Cemaat-i Kavala 3 hane 18- Cemaat-i Karakadi 10
hane
Bu Müslüman cemaatların sayısı 202 haneden ibaret olup, 1486 yılındaki
Müslüman nüfusunun %78,3'ünü oluşturuyordu.
Fetihten sonra Anadolu eyaletine (Beylerbeyliğine) bağlı bir sancak
olan Trabzon'un imar edilip, Müslüman Türk nüfusu ile iskan
edilmesine özel ilgi gösterildi. H.867-1462 de Ortahisar'da Fatih
Medresesi açıldı. Özellikle 1462-1465 yılları arasında
Trabzon'un fetih sonrasında ikinci valisi olan Hızır Bey, onarım işlerine
hız verdi.
1470 yılında Şehzâde Bayezit'in oğlu Şehzâde Abdullah'ın Vali
olarak Trabzon'a gelmesiyle, Şehzâde şehri olan Trabzon önem
kazandı.
İkinci Beyazıt döneminde en önemli olay, Şehzade Yavuz (Yavuz
Sultan Selim)'un Trabzon Valisi olmasıydı. 1489-1512 yılları arasında
Trabzon bir başkent gibi öne çıkmış, Yavuz'un 23 sene süren
Valiliği döneminde imar edilmiş, askeri ve ticari yönden canlılık
kazanmıştır.
Yavuz Sultan Selim, 1514'de Çaldıran Seferine çıktığı dönemde
ordunun ikmal işleri Trabzon'dan yürütülmüştür. Çaldıran
Seferi dönüşünde Bayburt'un Kığı Kalesi ile birlikte
fethedilmesi (15 Ekim 1514) Padişahı memnun etmiş, buraları
fetheden Trabzon Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa serhat muhafazası ile
görevlendirilmişti. Böylece Trabzon yeni bir idari yapılanma içinde
yer aldı. Bıyıklı Mehmet Paşaya Erzincan-Bayburt eyaleti
verilerek (4 Ramazan 920-23 Ekim 1514) Rûm-i Kadim Beylerbeyliği
sancaklarından olan Canik ile Şarkî Karahisar ve müstakil idare
edilmekte olan Trabzon, ayrıca o sıralarda zaptedilen Kığı, ayrı
birer sancak olan Bayburt-Erzincan Eyaletine ilave edilmişti.
Yavuz Sultan Selim'in Trabzon Valiliği zamanında annesi Ayşe Gülbahar
Sultanın hatırasına yaptırılan türbenin yanına Cami, Medrese,
Mekteb, Darül Kurra, İmaret ve hamamdan oluşan bir külliye yapılmış,
tesis edilen külliyenin yaşaması için de büyük vakıflar tahsis
edilerek sürekliliği ve kalıcılığı sağlanmıştır.
27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğan, çocukluğunu ve gençlik
yıllarının ilk yıllarını Trabzon'da geçiren ve bir Trabzon'lu
olarak babası Yavuz Sultan Selim'in üzerine 1520 yılında 26 yaşında
Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman döneminde Trabzon, yine ön
plana çıkmıştır.
Trabzon, Yavuz Sultan Selim'e şehzâde sancaklığı yaparken,
1515'de Bayburt Erzurum Beylerbeyliğine tabi sancak durumuna
getirilmiş, kısa bir dönemden sonra Kanuni'nin ilk yıllarında
Bayburt-Erzincan Beylerbeyliği lağvedilerek yeni bir yapılanmaya
gidilmiştir. Buna göre Trabzon 5 liva'dan oluşan müstakil bir
eyalet haline gelmiştir.
Fetihten sonra Trabzon şehri içinde oluşan yeni Müslüman
mahallelerinin giderek çoğaldığını görmekteyiz. 1523 yılı
Tahrir Defterinde bu mahallelerin şehrin hangi kesiminde bulunduklarına
dair bilgiler verilmektedir. Daha sonraki yıllarda çıkan 1553 ve
1583 yılı tarihlerinde de mahallelerin bir kısmının ismine
rastlanmaktadır. Kanuni döneminin ilk yıllarındaki dokuz
mahallenin isimleri şunlardır.
A- Ortahisarda:
1- Mahalle-i Câm-î Atik Der Kale-i Evsad
2- Mahalle-i Mescid-i Valide-i Merhum Sultan Abdullah
3- Mahalle-i Mescid-i Kıssahan Der Kalei Evsad
4- Mahalle-i Mescid-i Hacı Baba Der Kale-i Evsad
B- Aşağıhisarda
5- Mahalle-i Mescid-i Mevlana Süca Der Kale-i Zır
6- Mahalle-i Mescid-i Bâb-ı Bazzaz Der Kale-i Zır
7- Mahalle-i Mescid-i Hüseyin Ağa ki ser-hazin Bûd Der Nezd-i
Saray-ı Âmire
8- Mahalle-i Mescid-i Amasya Der Nezd-i Hamam Çifte
9- Mahalle-i Cami-i Cedid Der Birun-i Şehir.
Bu dokuz mahalle dışında, hane sayısı olmadığı için adı
zikredilmeyen ve onunucu mahalle diyebileceğimiz "Cemaat-ı
Mescid-i Hacı Kasım Der Nezd-i Bezzazistan" da yalnız iki
nefer (Erkek) yazılıdır. Bu cemaat ileride yeni bir Müslüman
mahallesinin çekirdeğini oluşturacaklardır.
Kale içerisinde sürdürülen iskan politikası sonunda zamanla Müslüman-Türk
nüfusu ve mahalle sayısı da artmıştır.
Kale içinde sürdürülen iskan politikası sonunda zamanla Müslüman-Türk
nüfusu ve mahalle sayısı da artmıştır. Nitekim H.961-1533 te yapılan
tahrirden anlaşılacağı üzere, aradan geçen 35 yıl zarfında
yeni iskanlar ve dışardan gelenlerle müslüman mahallelerine
yenileri katılmış ve bu durum defter harici "haric-i ez
defter" yazıldığı belirtilmiştir. Bu mahalleler:
1-Tabakhane,
2-Sarmaşık Mescidi,
3-Kavak Meydan,
4-Şehre Küstü,
5-Halil Ağa Mescidi,
6-Hatuniyye İmareti,
7-Bayram-zade Mescidi,
8-Zağnos,
9-Tekfur Çayırı,
10-İskender Paşa Camii,
11-Hacı Hasan ve Cemaat-i Mescid-i Hoca Kasım der Nezd-i Bezzazistan
Mahalleleridir.
Vilayet ve Belediye Yönetiminde Yeni Teşkilatlanma :
Osmanlı devletinde idari yapı 1864'te yeniden düzenlendi. Bu düzenleme
ile Anadolu'da kurulan ilk vilayetlerden biri Trabzon'dur.
Ayrıca dört sancakta bu vilayete bağlanmıştı. Trabzon vilayetine
bağlı sancaklar şunlardı:
1. Trabzon merkez sancağı: (Rize, Of, Tirebolu, Bulancak, Giresun)
2. Lazistan sancağı: (Batum, Arhavi)
3. Gümüşhane sancağı: (Torul, Kelkit)
4. Canik sancağı : ( Ünye, Samsun, Bafra)
1868 de çıkarılan bir talimat ile İstanbul'un dışındaki vilayat,
sancak ve kazalarda da belediye teşkilatı kurulmaya karar verildi.
Bu karar Trabzon'da da uygulandı. Trabzon Belediyesi ilk kurulan
belediye teşkilatları arasında yer aldı.
1870 yılı Trabzon vilayeti Salnamesinde Belediye yöneticileri şöyle
yer almaktadır.
Meclis-i Daire-i Belediye
Reîsi : Arazi memuru Fevzi Efendi
A'za : Karantina memuru Hacı Halil Efendi, Mustafa Ağa, Artin Ağa,
Banika Ağa
Katib : Abdülhamit Efendi
Muhasip hastanesi ve Memleket Tabib-i: Mosyö Lion
Karantina Memurları:
Müdürü : Haci halil Efendi
Tabib-i : Mosyö Alkardi
Katib-i : Kamil Efendi
Bu bilgiler 1870 yılı salnamesinde yer aldığına göre, Trabzon
Belediyesinin, basım tarihinden önce teşekkül etmiş olması
gerekir. Bu durumda belediye 1869'da kurulmuş demektir.
VİLAYET SALNAMELERİNE GÖRE BELEDİYE BAŞKANLARI
1. Arazi Memuru Fevzi Efendi 1869/70
2. Hafız Ahmed Efendi 1870/71
3. Hacı Halil Efendi 1871/72
4. Ali Rıza Efendi 1872/73
5. Hacı Derviş Ağa 1873/75
6. Ali Rıza Efendi 1875/76
7. Ali Galib Efendi 1876/77
8. Ali Rıza Efendi 1877/81
9. Arif Efendi 1881/91
10. Rıfat Bey 1891/93
11. Mehmet Paşa-zade Hasan Bey 1893/95
12. Hasan Bey 1895/98
13. Hacı Kadı-zade Hacı Mustafa Efendi 1889/1902
14. Han-zade Ziya Bey 1902/04
Trabzon tarihi için büyük bir kaynak olan ve 1869-1904 yılları
arasında 22 sayı çıkan Trabzon Salnamesi 1904 yılından sonra çıkmadığından
1910 yılına kadar olan dönem için sadece tahmin yürütülebiliniyor.
Bu yıllarda Trabzon Belediyesi Başkanı olarak da:
15. Belediye Başkanı Nemli-zade Hacı Osman
16. Belediye Başkanı Çulha-zade Şükrü
isimlerini verebiliyoruz. Bu isimlere herhangi bir kaynakta raslamak mümkün
olmamıştır. Nemli-zade ve Çulhazade ailelerinin hayattaki yaşlılarından
edinilen bilgi ve tahminlere göre bu sonuca varılmıştır.
1910 yılından sonra, 17. Belediye Başkanı Nemli-zade Cemal Bey ile
18. Belediye Başkanı Barutçu-zade Hacı Ahmed Efendi'nin görevde
olduğu biliniyorsa da, başlama ve ayrılma tarihleri hakkında kesin
bilgi sahibi değiliz. Bu konularda yazılı hiçbir belge ve kayda
rastlamak mümkün olmamıştır. Bu arada 1912 yılında Ali
Efendi'nin başkanlığından sadece dönemin Valisi Mehmed Ali Ayni
hatıralarında söz etmektedir. Rus işgali sırasında belediyenin
arşivi tamamen yok edildiği için yazılı bir belge bulmak mümkün
olmamaktadır. Bu durumda: 17. Nemli-zade Cemal
18. Barutçu-zade Hacı Ahmet Efendi (1910-1912)
19. Ali Efendi
20. Barutçu-zade Hacı Ahmed Efendi (1913-Nisan 1916)
21. Rum Metropoliti Hırisantos (Nisan 1916-Şubat 1918)
22. Barutçu-zade Hacı Ahmed Efendi (Şubat 1918-1922)
23. Hacı Ali Hafız-zade Hakkı Efendi (1922-1923)
24. Kazaz-zade Hüseyin Efendi (Haziran 1923-1928)
XX. Yüzyıla Girerken
Vilayet, doğuda Rusya, batıda Kastamonu, güneyde Erzurum ve Sivas
vilayetleri ile çevriliydi. Trabzon İran transit yolunun liman şehri
olma özelliğini herşeye rağmen koruyordu. Biri yerli olmak üzere,
sekiz vapur kumpanyası Trabzon limanına çalışıyordu. 1316/1890 yılı
Trabzon Salnamesi'ne göre Vilayet merkezinde şu ülkelerin
konsoloslukları bulunuyordu: 1.İran, 2.Belçika, 3.Yunan, 4.Rus, 5.İspanya,
6.İtalya, 7.Avusturya-Macaristan, 8.İngiltere, 9.Fransa.
Trabzon ve çevresinde demircilik ileri bir düzeyde yapılıyordu.
1872 yılı Vilayet Salnamesindeki bilgilere göre Avrupa'daki soba ve
kasaların benzerleri ancak Trabzon'da yapılabiliyordu. Yörede
kuyumculuk ve marangozluk da gelişmişti. Özellikle gümüş üzerine
işlemeleri ünlü idi. Şehirde önemli miktarda mum işleyen bir
mumhane (şemhane) faaliyette idi.
1890 yılında Kafkasya'da kurulmuş bulunan "Ermeni İhtilal
Cem'iyyetleri İttifakı Federasyonu (Taşnaksutyun)" ilk teşkilatlarını
İstanbul, Van ve Trabzon'da açmıştı.
8 Ekim 1895'te Trabzon'daki Ermeniler ayaklandı. Gavur Meydanında
(Belediye Meydanı) toplanarak harekete geçtiler. Aldığı
tedbirlerle kısa zamanda duruma hakim olan Vali Kadir Bey, olayları
bastırdı ve elebaşılarını tepeledi.
Vali Kadir Bey 1902 yılında Trabzon'da öldü. Mezarının üzerine
Padişah II. Abdülhamid'in gönderdiği 450 lira ile bir türbe yaptırıldı.
İmaret Kabristanlığında (Atapark) bulunan türbe, 1936'da yıktırılmıştır.
1902 yılı başında Prens Sebahaddin Bey'in bulunduğu "Teşebbüsat-ı
Şahsi ve Adem-i Merkezziyet Cem'iyyeti" Paris'te kurulmuş, İstanbul,
İzmir, Alaiye, Şam, Erzurum ve Trabzon'da da şubeler açmıştı.
Trabzon şubesini, Sancakbeyzade Mehmed ve Hasan kardeşler ile
Nemli-zade Salim Bey kurmuştu.
Meşrutiyetin ilanından sonra 17 Ocak 1909'da toplanan ilk mecliste
Trabzon'u temsil eden milletvekilleri şunlardı: Hatip-zade Emin, Müftü
İmameddin (ölümü ile yerine Kalcı-zade Mahmud) , Saraç-zade Ali
Naki, Nemlizade Mahmud, Matyo Fokidis, Meşrutiyetin ilanından sonra
beliren yeni ümitlerle Trabzon'da Ermeni ve Rum azınlıklarının kıpırdanışları
da hissedilir hale gelmişti. Bu yıllarda Türk gazetelerinin yanısıra,
azınlıkların da çeşitli adlarla gazete-dergi çıkarmaları ilgi
çekiciydi.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞLARI SIRASINDA TRABZON
Birinci Dünya Savaşının en ağır darbesini gören illerden biri
de Trabzon'dur. Ruslar Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan edip, 1
Kasım 1914'den itibaren doğu hudutunu aşarak Türk topraklarında
ilerlemeye başladı. Doğu Karadeniz kıyılarını alıp, Anadolu'yu
ele geçirmeyi hedefleyen Rus orduları karşısında, Türkiye 3 Kasım'da
Almanya yanında savaşa katıldı ve 14 Kasım'da Cihad-ı Mukaddes
ilan etti.
Rus savaş gemilerinin Karadeniz limanların bombardıman etmesi ile
de Trabzon ateş çemberi içine düşmüş oldu. Nitekim 17 Kasım
1914'te yirmiüç parçalık bir Rus donanması Trabzon'u bombardıman
ederek büyük tahribata ve can kaybına sebep oldu. Bombardımanlar
birbirini kovaladı. Trabzon 8 Şubat ve 11 Şubat 1915'te Rus bombardımanı
ile büyük ölçüde tahrip oldu, 1000'den fazla insan öldü. Ruslar
23 Ocak 1916'dan itibaren kıyı saldırılarını yoğunlaştırdılar.
17 savaş gemisinin desteklediği bu saldırılar sonunda
birliklerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada savaş gemimiz
Yavuz Trabzon'a geldi. 32 ağır makineli tüfek, bir batarya, dağ
topu ve bazı askeri levazımat ile Kafkasya cephesinde kullanılmak
üzere iki uçak getirdi.
Trabzon'un İşgali:
İstanbul'dan istediği yardımı alamayan 3. Ordu Komutanı Kamil Paşa,
birliklerini Ilıca'ya doğru geri çekince 16 Şubat 1916'da Ruslar
Erzurum'u işgal etti. Rus kuvvetleri, donanmanın desteğini de
alarak 24 Şubat 1916'da Rize'yi işgal ettiler. Of sınırına
dayanan Ruslar karşı Baltacı Deresi'nde yöre halkından oluşan
kuvvetlerle askeri birliklerimiz kahramanlıklarla dolu savunma yaptılar.
Rus ordusunu 20 gün durdurmayı başaran birliklerimiz, düşmanın
denizden ve karadan saldırılarının yoğunlaşması ve bu arada hiçbir
yerden destek gelmemesi sonucu geri çekilince, 15 Mart 1916'da Of İlçesi
düşman eline geçti. Daha sonra Sürmene işgal edildi ve düşman
Trabzon kapılarına dayandı.
18 Nisan 1916'da Trabzon Rumlarından bir heyet, Türklerin 15-16
Nisan şehri boşalttığını işgal kuvvetleri komutanı General
Lyhkov'a bildirerek kendisini şehre davet etti. Azınlıkların
seviyesiz çılgınlıkları ve karşılama törenleriyle Erzurum
Caddesinden Belediye Meydanına giren işgal kuvvetleri şehri teslim
aldı. Trabzon'un acı dolu esaret ve muhacirlik günleri başladı. Göç
edemeyerek şehirde ve köylerde kalan müslüman halka büyük işkenceler
yapıldı. Özellikle yerli Rumlar ve Ermeniler adeta katliama ve yağmalamaya
giriştiler. Değerli eşyalar, kültür ve sanat eserleri sandık
sandık Rusya'ya götürüldü. Girilmedik ve yağmalamadık yer bırakılmadı.
Trabzon'un Kurtuluşu:
1917'de Rusya'da Bolşevik ihtilali olunca, Rus ordusunda büyük bir
panik başladı. Geri çekilmek zorunda kalan Ruslarla, 18 Aralık
1917'de Erzincan Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya Ermeniler
uymayıp, Türkler aleyhinde katliamlara girişince, Ordu Komutanı
Vehip Paşa'ya ileri harekat emri verildi. 11 Şubat 1918'de genel
hareket emrini alan ordumuz, bir koldan Kafkasya üzerine ilerlerken,
diğer koldan Trabzon'lu Albay Hamdi Bey (Pirselimoğlu) komutasındaki
37. Tümen; Giresun'dan 123. alay ile takviye edilerek Trabzon üzerine
yola çıktı.
Bölgedeki çeteleri de temizleyerek ilerleyen birliklerimiz 15 Şubat
1918'de Vakfıkebir'i, 18 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldı.
Birkaç gün içinde çevreyi düşmanlardan temizleyen birliklerimiz
24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon'a girdi. Trabzon'un ve Trabzon'lunun
2 yıla yaklaşan esaret ve muhacirlik çilesi sona erdi.
Osmanlı Devleti, Brest-Litovsk Anlaşması ile doğudaki topraklarını
istiladan kurtardı.
Ancak Trabzon, kurtuluşun sevincini tadamadı. Zira hicretten dönen
halkı harabeye dönen Trabzon'da yoksulluk ve sefalet bekliyordu.
Kurtuluş Savaşı Yıllarında Trabzon
Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı'nda "Müttefik
Devletler" yanında savaşa girip yenik düşünce "İtilaf
Devletleri" ile "Mondros Ateşkes Antlaşması"nı
imzalamak zorunda kalmıştı. Bu anlaşmaya göre, Doğu vilayetleri
Ermenilere verilecek, Karadeniz sahillerinde Pontus Devleti kurulacaktı.
Ülkenin içine düştüğü bu durum, yurdun her tarafında "Müdafa-i
Hukuk" cemiyetlerinin en güçlüsü Trabzon Müdafa-i Hukuk
Cemiyeti idi.
Başkanlığını Belediye Reisi Barutçuzade Ahmet Bey'in yaptığı
Cemiyet, bu konularda adeta öncülük yaparak, vatanın topyekün
savunulması için yoğun çalışmaların içine girmişti. Bu
maksatla da önce bir yayın organına sahip olmanın gereğine inanılarak
"İstikbal" gazetesi Faik Ahmet Barutçu yönetiminde çıkarılmıştı.
İşgalin ağır darbeleri altında bütün müesseseleri zarar gören
Trabzon'da, bir gazete basacak çalışır durumda Türk matbaası
olmadığı için, çıkarılan gazete bir müddet Mihailidi isimli
bir Rum matbaasında basılmış ve daha sonra yeni bir matbaa
kurulabilmiştir.
Trabzon'un önderliğini yaptığı mücadele fikri, süratle çevre
ile ve ilçelere yayılmıştı. Trabzon'da olup bitenler titizlikle
takip ediliyor, bölgenin kalbi adeta Trabzon'da atıyordu.
Cevat Dursunoğlu bu gerçeği söyle anlatıyor:
"Mondros Mütakeresi'nde "Vilayet-i Sitte" adı altında
Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır, Sivas vilayetlerinin
mukadderatı birleştirilmiş. İtilaf Devletleri buralarını Büyük
Ermenistan'a vaadetmiş, üstelik Trabzon vilayetini de Pontusçu
Rumlara bağışlamıştı. Trabzon'un bu konulardaki hazırlığı ve
çalışmaları sonucunda Erzurum Kongresinin yapılması gerçekleşmiştir.
Çalışmalar Kurtuluş Savaşı boyunca devam ve zaferin kazanılmasında
Trabzon'un ve Trabzon'luların çok büyük payı olmuştur.
Bu vilayetlerden Trabzon zaten kendi teşkilatını yapmış ve çok
kuvvetli çalışmağa başlamış olduğu gibi, bizi de teşvik
ediyordu. Bu karanlıklar içinde bazı aydın noktalar eksik değildi.
Trabzon'da çıkan "İstikbal Gazetesi" nde Faik Ahmed Barutçu,
bu bölgede türeyen Pontusçularla yiğitçe doğüşüyor. Muhaza-i
Hukuk Cemiyeti, Karadeniz sahillerinde fikirleri bir araya topluyor ve
tesir alanını hergün biraz daha genişletiyordu". (Cevat
Dursunoğlu, Milli Mücadele'de Erzurum, Ankara 1946)
Trabzon'un bu konulardaki hazırlığı ve çalışmaları sonucunda
Erzurum Kongresinin yapılması gerçekleşmiştir. Çalışmalar
Kurtuluş Savaşı boyunca devam etmiş ve zaferin kazanılmasında
Trabzon'un ve Trabzon'luların payı çok büyük olmuştur.
TRABZON İLİNİN COĞRAFİ KONUMU, TABİİ ÖZELLİKLERİ VE ŞEHRİN
KURULUŞU
Trabzon, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda, Karadenizin tabii bir
limanının kıyısında, Asya ve Ortadoğu transit yolunun başında
kurulmuş bir şehirdir. 41 derece kuzey enleminde ve 39 derece 43' doğu
boylamında bulunur.
Yüzölçümü 4685 km2 olan Trabzon ili doğuda Rize, güneydoğuda
Bayburt, güneyde Gümüşhane, batıda Giresun illeri, kuzeyde
Karadeniz ile çevrilidir.
1990'da nüfus açısından Karadeniz Bölgesinin 4., ama nüfus yoğunluğu
en yüksek ili idi. Aynı yıl Türkiye'de Km2'ye 73 kişi düşerken,
Trabzon ilinde 170 kişi düşüyordu.
DOĞAL YAPI
Ülkenin, yüzölçümü oldukça küçük illerden biri olan Trabzon,
akarsu vadileri ile derin biçimde yarılmış dağlık ve engebeli
alanlardan oluşur. Doğu Karadeniz sıradağlarına bağlı kıyı dağlarının
yüksek kesimlerinden Karadeniz kıyısına kadar uzanan Trabzon
ilinin doğal bitki örtüsü, doğu ve batı da komşusu olan iller
gibi çok zengindir. Kıyıdan hemen yer yer duvarı andıran biçimde
yükselen, doğu-batı doğrultusundaki bu dağlar, güneye gidildikçe
yumuşak bir eğimle daha da yükseldikten sonra, il sınırları başında
Çoruh ve Harşit yarma vadilerine doğru oldukça dik yamaçlarla alçalır.
Trabzon ilinin güney kesimini doğu-batı doğrultusunda uzanan Haldızen,
Soğanlı, Trabzon ve Zigana dağları engebelendirir. Yer yer 3 bin
metreyi aşan bu dağların yüksek kesimleri doğal sınırı oluşturur.
İlin en yüksek noktaları güneydoğudaki Haldızen dağında 3193
metreye erişen Karakaya Tepesi ile güneydeki Çakır Göl dağının
doruğudur. (Dere boyunun tepesinde 3082 m.) Kuzeye bakan kesimleri
bol yağış alan bu dağlar kızıl ağaç, gürgen, kestane, kayın,
köknar ve ladinden oluşan yoğun bir orman örtüsü ile kaplıdır.
Güneye bakan yamaçlarında ise sarıçam ormanları vardır. Ormanın
üst sınırının geçtiği 2000-2100 metre yükseklikten sonra
rastlanan alp tipi çayırlarla kaplı yaylalar (Sultan Murat, Madur,
Cami Boğazı, Kişit, Hoca Mezarı, Çernik, Paparza, Karadağ, Beypınarı,
Haçka gibi) sayfiye olarak ve hayvancılık açısından önem taşır.
İl topraklarından kaynaklanan suların tümü Karadeniz'e dökülür.
Bu suları toplayan akarsulardan başlıcaları Solaklı Çayı,
Baltacı, Karadere, Değirmendere, Foldere, Yanbolu ve Kale
dereleridir. Fazla yağış, gevşek ve kaygan arazi yapısı ve
akarsuların derin biçimde yardığı bazı dik yamaçlardaki cılız
bitki örtüsü ilin çeşitli yörelerinde zaman zaman can ve mal
kaybına yol açan sel ve heyelanlara neden olur. Sera gölünün
ortaya çıkmasına yol açan heyelan, 1988'de Maçka ilçesinin Çatak
köyünde 64 kişinin hayatını yitirmesiyle sonuçlanan heyelan,
19-20 Haziran 1990'da ilde 4 kişinin de kaybolup, 39 kişinin vefat
ettiği sel bu doğa olaylarının en önemli örneklerindedir.
Trabzon ilindeki başlıca göller, Çakır Göl dağındaki Buzyalağı
Gölü ile Sera Gölü ve Uzungöl adlı heyelan gölleridir.
Fazla girintili çıkıntılı olmayan Karadeniz kıyısında
akarsuların taşıdığı alüvyonların yığılmasıyla küçük düzlükler
oluşmuştur. Doğal plajlara da rastlanan bu kıyıdaki başlıca çıkıntı,
Akçaabat ile Vakfıkebir arasında ilin en kuzey noktasını oluşturan
ve Fener Burnu adıyla da bilinen Yoroz Burnudur. Kuzeybatı rüzgarlarına
(Karayel) kapalı Akçaabat koyu ise doğal liman özelliği taşır.
Trabzon topraklarının %30'u dağlık %60'ı kıyıdan içeriye doğru
gittikçe yükselen ve ortalama 25-30 metre arası değişen bir eğim
gösteren alanlar biçimindedir. Ancak %10'u düzlük olan il
toprakları genellikle engebelidir.
Trabzon'da yumuşak bir deniz iklimi hakimdir. En sıcak ay ortalaması
23 derece (Ağustos) , en soğuk ay ortalaması 7 derece (Şubat) .
Ortalama yağış miktarı metrekareye 830 mm3'dür.
ŞEHRİN KURULUŞU
Trabzon , Karadeniz kıyılarının en eski ve en büyük şehridir.
Bu şehrin kuruluşu ve önemi iki tabii sebebe bağlanır.
Birinci sebep: Bu bölgede kıyı ile iç bölge arasında bağlantı
yolları pek azdır. Arkadaki Harşit ve Çoruh vadilerine ulaşabilmek
için 3000 m yükseklikleri aşmak gerekir. Hiçbir yerde bu dağ
silsilesini yarmış, tabii yol olabilecek geniş bir vadi yoktur. Bu
geçit vermez dağların aşılabilen en elverişli noktası eskiden
olduğu gibi bu gün de Zigana Geçididir. Bu geçitten iç bölgeye
ulaşan yol Trabzon'un bulunduğu yerden başlamaktadır. Bu yol,
limanın güneyindeki Değirmendere vadisinden itibaren 30 km kadar
hafif bir yükselişle Zigana Dağlarının yamaçlarını boylar. 66
km sonra bu dağ silsilesinin 465 m yüksekliğindeki biricik geçidine
ulaşır. Buradan Harşit vadisine inilir. Bu vadiden de Orta Anadolu
yaylalarına varılır.
Doğu Karadeniz bölgesinin içle bağlantısını temin eden en müsait
ve en büyük yol başının bulunduğu yer olması Trabzon şehrinin
burada kuruluşunun birinci sebebini teşkil eder.
İkinci Sebep: Batı rüzgarlarına karşı Yoroz Burnu ve Güzel
Hisar kaya çıkıntısı ile az çok korunmuş, Boztepe dik eteğine
doğru sokulmuş koyun küçük gemilere sığınak teşkil edebilecek
tabii bir liman olması ile şehrin kurulması ve gelişmesine müsait
bir arazinin bulunması Trabzon Şehrinin kuruluş yerinin seçiminde
ikinci sebep sayılır.
ŞEHRİN KURULDUĞU YER
Şehrin üzerinde yer aldığı sırt, deniz kıyısına dik yarlarla
inen Değirmendere, Kuzgundere (Tabakhane Deresi) ve Zağanos Deresi
gibi vadilerle kesintiye uğrar ve kıyıdan itibaren 6-18, 15-20,
110-120 m yüksekliklerinde bir takım basamaklara ayrılır. Daha
geride, şehrin 3 km. güneydoğusunda Trabzon'un yaslandığı dik
yamaçlı ve düz sırtlı Boztepe Tepesi yer alır. Boztepe'nin daha
batısında Soğuksu Tepesi yer alır. Trabzon Şehri yükseklikleri
200 m'yi geçen bu tepelerin kuzey eteklerinde, yamaç meyillerinin
biraz hafiflediği kesimlerden başlayarak, bir amfiteatr gibi alçak
yarların üstüne kadar mahallelerini yayar. Liman kesimi dışında
Şehrin ana kitlesi yarlar üstünde kalır ve denizle doğrudan doğruya
temasa gelmez.
Sözü edilen sırt üzerinde elverişli bir yerleşme zemini bulunmuş
ve dik yamaçlı vadiler arasındaki saha kolaylıkla tahkim
edilebildiği gibi, şehrin doğu ucunda da karayele karşı bir
dereceye kadar koruyucu bir iskele oluşmuştur.
Tabakhane ve Köprüsü
Trabzon morfolojisi üzerine önemli bir makale neşreden
Prof.Dr.Ahmet ARDEL, Trabzon civarının genellikle bir yayla olduğunu,
güney-kuzey doğrultusunda akan dereler tarafından oldukça parçalandığını
belirttikten sonra morfolojik yönden Trabzon'u üçe ayırır :
1- Değirmendere deltası bir tarafa bırakılırsa geri kalan kısmı
koyu renkte nefelinli andezit tüflerinden teşekkül eden sahil bölgesi.
Zağnos, Kuzgundere, Değirmendere bu bölgede önemli gedikler
meydana getirmişlerdir.
2- Kıyının arkasında birbirinden dikliklerle ayrılmış denize doğru
hafifçe eğik yüzeyler arz eden taraçalar bölgesi... Trabzon Şehri
bu taraçalar üzerinde kurulmuştur.
3- Ortalama yükseltisi 200-250 m arasında olan tepeler bölgesi
(Boztepe, Telsiz tepe, Soğuksu ve Zafanoz sırtları). Kısmen düz
ve kısmen de dalgalı durumda olan bu tepeler yer yer çıplak ve yer
yer ağaçlarla kaplıdır. (Prof.Dr.ARDEL, Ahmet-Trabzon ve Civarının
Morfolojisi üzerine Gözlemler, Türk Coğrafya Dergisi, 1. yıl
1.Sayıdan ayrı basım, Ankara-1943)
Kaynak: TrabzonRehberi