Trabzon
genel tarihi , deyimler --
bilmeceler
Trabzon gerçeğine bir dalış yaparak, hem Trabzon'la hem de
kendimizle ilgili çok şey öğrenebiliriz.
Türkiye aslında kendini tanımıyor. Herkes kulaktan dolma birtakım sözlerle
veya kafasına nasıl girdiği belli olmayan önyargılarla hareket
ediyor. Oysa herkes kendini, topraklarının geçmişini, buradaki kültürel
yapıyı tanısa, hem bugününü hem de geleceğini daha iyi anlayacak.
Üstelik zamanın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar kolay değişime
uğradığını, geçmişle gelecek arasındaki ince geçişin nasıl
pamuk ipliğine bağlı olduğunu görecek, belki de geçmişten ders
alarak, geleceğini ona göre kuracak.
Bugün birisine Trabzon ile ilgili bir şey sorsanız, çok az şey
bilir. Trabzon denince akla ilk gelen hamsi, fıkra, kemençedir. Hamsi,
fıkra, kemençe gerçekten de Trabzon kültürünün çok önemli bir
parçasıdır. Ancak Trabzon gerçeği bu boyutun çok ötesindedir. Üstelik
bu boyutu çoğu Trabzonlu da bilmez. Oysa Trabzon'un kuruluşu İstanbul
ve Roma kadar eski, kimine göre daha da eskidir. Böylesine köklü
tarihi olan bir kenti tanımamak büyük bir kayıptır.
Trabzon Antik Yunan döneminde, tahminen M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar
tarafından kurulmuş bir kent. Yunancadaki ilk adı Trapezus'tur ve bugünkü
Trabzon adı da bu sözcükten türemiştir. Trabzon adının en az 2700
yıllık bir geçmişi var.
Yunanlılardan önce bölgede Makronlar, Skitenler, Kolkler, Driller
gibi Yunan olmayan bazı kültürler yaşadı. M.Ö. 400 yıllarında Trabzon'u ziyaret eden Sokrates'in öğrencisi Zenofon'un günlüklerinde
bu halkların adı geçer. Ne yazık ki, akıbeti belirsiz bu kültürler
hakkında, günümüze ulaşmış çok az bilgi bulunuyor.
Trabzon kurulduktan bir süre sonra Perslerin, daha sonra da Romalıların
egemenliğine girdi. Pers egemenliğinde Trabzon, Pers ve Yunan kültürlerinin
ilginç bir kaynaşmasını yaşadı. Bölgenin "Pontus toprakları"
olarak anılması da bu dönemde başladı.
Bizans döneminde de gariplikler sürdü. Çünkü Trabzon, önceleri Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası gibi görünse
de, Trabzon Rum İmparatorluğu adı altında özerk bir yapıya kavuştu.
Hatta Bizans'la, savaşı bile göze alarak, ciddi bir rekabet içine
girdi. Trabzon Rumları, hem coğrafi yakınlık hem de stratejik çıkar
nedeniyle, doğudaki Gürcülerle ve güneydeki Türkmen beylikleriyle sık
sık işbirliği yaptılar. Bu işbirliği, Trabzon İmparatoru
Komnenos'un, kızlarını ve kız kardeşlerini, Türkmen olan
Akkoyunluların liderleriyle evlendirmesi noktasına kadar vardı.
Trabzon'un bir Laz kenti olduğunu sanan çoktur. Oysa Trabzon hiçbir
zaman Laz kenti olmamıştır. Lazlar, yani, Rumca ve Türkçe ile
ilgisi bulunmayan bir dil olan Lazcayı konuşanlar, bugünkü Rize ve
Artvin bölgelerinde yaşadılar. Sonradan Trabzon'a göç edip yerleşen
Lazlar olduysa da, hiçbir zaman, kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturmadılar.
Her alanda Bizans'a meydan okuyan Trabzon'dan önemli
teoloji ve felsefe uzmanları çıktı. Fatih Sultan Mehmet ise Trabzonluları İstanbul'a sürdü.
Geçen haftaki yazıda, Türkiye'nin kendisini tanımadığını,
bir örnek olarak Trabzon gerçeği incelendiğinde hem kendimizle hem
de Trabzon'la ilgili çok şey öğrenebileceğimizi, zamanın nasıl akıp
gittiğini, her şeyin ne kadar çabuk ve kolay değiştiğini vurgulamıştık.
Trabzon'un M.Ö. 700 yıllarında, Yunanlılar tarafından
kurulduğunu, daha sonra Pers ve Roma egemenliği altına girdiğini,
Bizans döneminde Trabzon'un özerkliğini ilan ederek Bizans ile
rekabete girdiğini, sık sık doğusundaki Gürcülerle ve güneyindeki
Türkmenlerle işbirliği yaptığını, onlarla akrabalık ilişkileri
içine bile girdiğini belirtmiştik. Tabii Trabzon ile Bizans arasındaki
rekabet sadece toprak ve ticaret kaynaklı değildi. Trabzon, entellektüel
birikim açısından da Bizans'ın gerisinde değildi. Örneğin Trabzon
kökenli Georgius, Plato ve Aristoteles'in felsefelerini çok ayrıntılı
biçimde incelemiş, kitapları Avrupa'da büyük yankı uyandırmış,
dönemin önemli teoloji ve felsefe uzmanlarından birisiydi.
Ortodokslarla Katolikler arasında birlik sağlanması
yolunda çalışan ve bu nedenle Ortodoks Bizans'tan büyük tepki gören
Johannes Bessarion da yine Trabzonludur. Plato uzmanı Bessarion, 750'yi
aşkın kitabı içeren kütüphanesini, ölmeden önce Venedik'e bağışlamış,
bu kitaplar ünlü "Marciana Kütüphanesi"nin çekirdeğini
oluşturmuştu. Beş yıl boyunca Bolonya'yı yöneten Bessarion,
Katolik dünyasında o kadar etkili bir konuma gelmişti ki, Papa 5.
Nikolas öldüğünde, Papalık için aday gösterilmiş, ancak son anda
bu makamı başkasına kaptırmıştı.
Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'un Bizans'a meydan okumaya
varan gücünden çekindiği için mi, yoksa bu gücü kendi yanına çekmeyi
akıl edemediğinden mi bilinmez, 1461'de Trabzon'u aldığında, ilk iş
olarak, buradaki Rumların yaklaşık üçte birini sürdü, mallarına
da el koydu. Üstelik sürgün politikası Fatih'ten sonra da devam
etti. Osmanlı kayıtlarına göre, bölgeden sürülen kişiler 19 bine
ulaştı, çoğu İstanbul'a, Yeniköy, Arnavutköy, Balat ve Fener bölgelerine
gönderildi. Sürülenlerin yerine ise, Niksar, Amasya, Ladik, Çorum,
Merzifon, Tokat, Samsun gibi yerlerden Müslümanlar yerleştirildi. Bu
sürgün politikasından sonra, Trabzon ve çevresinde kalan Rumların
çoğunluğu hem topraklarını ve mallarını korumak, hem de daha az
vergi ödemek için, Müslümanlığa geçtiler. 1800'lerin sonlarına
gelindiğinde, Hıristiyan Rumlar, kent nüfusunun sekizde birini, çevre
kasaba ve köyler de katıldığında, bölge nüfusunun beşte birini
oluşturuyordu.
Ancak her şeye rağmen Trabzon, Osmanlı döneminde de
önemini korudu. Nitekim Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Trabzon
valisiyken, kendisini, edebiyat ve bilim alanlarında burada geliştirdi.
Trabzon'da doğan ve 25 yaşında imparatorluğun başına geçen oğlu
Kanuni Sultan Süleyman da burada yetişti.
Trabzon 20. yüzyılın ortalarına kadar entellektüel birikimi yoğun
bir kültür kenti olmayı sürdürdü. Bir eski Trabzon'u düşünün,
bir de bugünkü Trabzon'u! Çağrımız Trabzonlulara!
Kendimizi tanımak amacıyla bir örnek olarak ele aldığımız Trabzon
maceramıza devam ediyoruz. Daha önce, M.Ö. 700 yıllarında Yunanlılar
tarafından kurulan Trabzon'un köklü tarihini anlatmaya çalışmış,
bu arada Trabzon'un İstanbul ile, yani dönemin Bizans'ı ve
Konstantinopolis'i ile rekabeti konusunda örnekler vermiştik. Ayrıca
Osmanlıların Trabzon'u ele geçirdikten sonra on binlerce Trabzonlu
Rumu sürgün ettiğini, ancak buna rağmen, Trabzon'un önemini koruduğunu
vurgulamıştık.
Osmanlı'dan önce, ağırlıklı olarak Rum kültürünü
temsil eden, ayrıca azınlık kültürü olarak içerisinde Ermeni ve
Ceneviz kültürlerini de barındıran Trabzon, coğrafi yakınlık
nedeniyle, çevresindeki Gürcü, Laz ve Türkmen kültürleriyle de
etkileşim içerisinde olmuş, ortaya gerçekten ilginç bir sentez çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Trabzon, ticari potansiyeli,
entellektüel birikimi ve çok kültürlü kozmopolit yapısı açısından,
İstanbul, Selanik ve İzmir ile birlikte, Trakya ve Anadolu bölgesinin
en önemli kentiydi. Trabzon, yüzölçümü ve nüfus açısından İstanbul'dan
çok daha küçük olmasına rağmen, sosyal ve kültürel yapısı
itibarıyla, adeta bir "mikro - İstanbul"u andırıyordu.
Öyle bir Trabzon düşünün ki, 1840'lı yıllarda
Marsilya ile arasında direkt gemi seferleri bulunmaktaydı. Aynı dönemde
Trabzon'da ABD'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın, İtalya'nın başkonsolosluğu
bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu kentte çıkan süreli
yayınların sayısı 57 idi (Bu sayı Rize'de 1, Gümüşhane'de 1,
Giresun'da 14, Ordu'da 11, Samsun'da 17'dir). Yine aynı yıllarda Trabzon'da opera, tiyatro binaları bulunmakta, sinemalarda sessiz
filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösterilmekte, ana
meydandaki restoranlarda piyano resitalleri verilmekteydi.
Başka bir örnek: Eğitimci - yazar Hıfzırrahman Raşit
Öymen ve Pertev Subaşı gibi kişiler, 1921 yılında, Türkiye'nin en
eski spor kulüplerinden birisi olan Trabzon İdman Ocağı'nı kurmuşlar,
bu kulüp 1924 Paris Olimpiyatları'na bile sporcu göndermiştir.
Mustafa Kemal başkanlığında 1923'te toplanan bir Bakanlar Kurulu
toplantısında da, Avrupa'daki futbol birliklerine üyelik konusunda
üç ilden kulübün seçilmesi önerilmiştir: İstanbul, İzmir ve Trabzon.
(Trabzonspor efsanesi gökten zembille inmemiştir!)
Türk aydınlarının önemli bir bölümünün de Trabzonlu olmaları
tesadüf değildir. Yazar - ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar -
edebiyatçı Sabahattin Eyüboğlu, ressam Orhan Peker, yazar Hasan İzzettin
Dinamo, siyasetçi - yazar Bahriye Üçok Trabzon'da yetişmiş Trabzonlu aydınlardan sadece birkaçıdır.
Peki ya şimdi? Üç haftadır anlatmaya çalıştığımız eski Trabzon'u düşünün, bir de bugünkü
Trabzon'u düşünün. Her şeyin
ne kadar çabuk değişebileceğini, geçmişimizi tanımakta ve geleceğimizi
kurmakta ne kadar umursamaz davrandığımızı düşünün.
Trabzon kenti layık olduğu noktaya mutlaka gelmelidir! Bu Trabzonlulara,
Trabzon kökenlilere yapılmış bir çağrıdır!
Not: " Bir Tutkudur Trabzon " (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul,
1997) ve "Seyahatnamelerde Trabzon" (Serander Yayınları,
Trabzon, 1999) kitaplarının okunmasını öneririz.

Rize il sınırı yakınlarında yapılan sondajlarda
ele geçen buluntular ,Kalkolitik çağla tunç çağında (İ.Ö.
5500-1000) bu yörede insanların yaşadığını göstermiştir .İlk
çağlarda Khalybllerin yurdu olna bu yörede Miletoslular İ.Ö.
7.yy.da bir ticaret kolonisi kurmuşlardır .Aynı yüzyılda bölge
Kimmerler tarafından yağmalanmıştır .İ.Ö. 6 yy.da Perslerin
hakimiyetine giren bölge Pontus Kapadokyası adı verilen satraplık sınırları
içinde yer almıştır .İ.Ö. 66 yılında Roma yönetimine giren bölge
once Pontus Polemoniacus ,sonrada Galatia Kappadokhia adlı yönetsel sınırlar
içinde yer aldı .
Bizans döneminde Khaldia Themasına bağlandı .Konstantinapolis’in
Latinler tarafından işgal edilmesi üzerine Komnenos hanedanı ,1204 yılında
Gürcü kraliçesi Tamara’nın yardımıyla bu bölgede Trabzon Rum
imparatorluğunu kurdu .
Trabzon Rum imparatorluğu (Pontus Devleti)
Aleksios Komnenos (1204-1222) ilk imparator ilan edildi
.Onun ardından yabancı hükümdarlas evliliklere dayalı ittifaklar
kurarak öbür Bizans ailelerinde daha uzun sürte ayakta kaslmayı başardılar
.Kısa süreli Anadolu selçukluları ilhanlılar ve Nikaia imparatorluğunun
egemenliğine giren Trabzon imparatorluğu barışçı bir politika
izleyen 1.Manuel döneminde 1238-65 Trebizond limanının önemli bire
ticaret merkezi haline gelmesi sayesinde güçlendi .Ama 2.İoannes döneminde(1280-85)Giresun
ve Ordu yörelerini ele geçiren Türkmenlerinm küçük beylikler
kurmasına engel olamadılar .2.Aleksios döneminde (1297-1330)Karadeniz
ticaretini ele geçiren Cenevizliler Trabzon yönetimi üzerinde etkin
oldular .1.beyazıd’ın 1398’de Samsun ve Canik’i almasının ardından
Osmanlılara yıllık vergi ödemek zorunda kaldılar.David Komnenos
(1458-1461) döneminde vergi ödemenmediği gibi önceden ödenen
vergilerde geri istendi .David Komnenos’un Avrupa’daki büyük
devletlere ittifak önerişsinde bulunması üzerine Osmanlılar bölgeyi
1461’de aldılar .
Trabzon imparatorluğunun zenginlik kaynakları gümüş demir şap kumaş
ve siyah şarap gibi yerel ürünlerin ihracına ve Batı İran’a yapılan
transit ticaretten alınan vergilere dayanıyordu .
Trabzon ve Lazistan Osmanlı yönetiminde
2.Mehmed ‘in (Fatih) Trabzon imparatorluğu üzerine
yaptığı sefer sonunda fethettiği Trabzon bir sancak olarak örgütlenmiş
ve uzun yıllar şehzade sancağı olarak önemini korumuştur .16.yy.da
ise Batum’uda içine alan bir eyalete dönüştürülmüştür .Batum
eyaleti olarakta bilinen bu yönetim biriminin merkezi Trabzon’dur
.Eyalet topraklarına bir Oğuz boyu olan Çepniler yerleştirilmiş ve
yerli halk bu yüzden 18.yy.la kadar bunlarla çatışmıştır .Merkezi
yönetim olayları engellemek üzere Trabzon Beylerbeyliğine yerli
ayandan mütesellimler atamış ama bunlar güçlendikçe merkezi yönetime
başkaldırmışlardır .1868’de vilayet olan Trabzon’a merkez sancağı
dışında Lazistan ,Gümüşhane ,Canik (Samsun) sancakları bağlıydı
.1890’da merkez sancağı Ordu ,Giresun, Tirebolu ,Görele ,Vakfıkebir
,Sürmene ve Akçaabat ,Canik sancağı Bafra ,Ünye ,Fatsa ,Çarşamba
,ve Terme , Lazistan sancağı Rize ,Of ,Atina (Pazar ) ve Hopa ,Gümüşhane
sancağı da Torul ,Kelkit ,Şiran kazalarını kapsıyordu .
Trabzon kıyıları 17.yüzyılda Zaporojye Kazaklarının
saldırısına uğrayıp yağmalanmıştı .Osmanlı dönemi boyunca bölge
Celali ayaklanmalarına sahne oldu .Yerel Beyler ,halkla beraber 1834
tarihine kadar Osmanlı merkezi yönetiminden ayrılmak için defalaca
isyan ettiler ama hepsi çok kanlı yöntemlerle bastırıldı .
1810’da Rusların saldırısına uğrayan bölge
,1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda Kafkas göçmenlere ev sahipliği
yaptı .1895’de bir Ermeni ayaklanmasına sahne oldu .20.yy başlarında
Rumlar ve Ermenilerin’de bulunduğu şehrin nüfusu 1 milyondan fazla
idi .1.Dünya savaşının başlarında Rus donanması Trabzon kıyılarını
bir çok kez bombaladı .18 Nisan 1916 tarihinde ise Rabzon neredeyse tümüyle
Rus’ların eline geçen ve halkının bir bölümü başka bölgelere
göç eden yörede Rum Pontos ve Ermeni çeteleri ,1917 Ekimindeki
Sovyet devriminden sonar çekilen Rus ordusunun yerini aldı .Trabzon 24
Şubat 1918’de 37.tümen tarafından bu çetelerin işgalinden kurtarıldı
.Mondros Mütarekesinden sonar Pontos çetelerinin eylemlerinin artması
üzerine Trabzonlular Trabzon Muhafazai Hukuk-i Milliye Cemiyetini
kurdular .Kurtuluş savaşı sırasında Trabzondaki önemli olaylardan
biride Türkiye Komünist Partisinin (TKP ) önderi Mustafa Suphi,karısı
ve 13 arkadaşının öldürülmesidir .
Trabzon’un yapısı
Trabzon kenti İ.Ö. Miletos’lu balıkçıların
Karadeniz kıyısında kurdukları ticaret kolonilerinden biridir .Miletoslular
kente Yunanca masa anlamına gele ‘trapeza’ sözcüğünden türettikleri
Trapezous adını vermişler bu ad zamanla Trapezunda ,Trapezund ve Trabzon’a dönüşmüştür .
13.yy.başlarında kurulan Trabzon imparatorluğu
Anadolu Selçukluları ve Timur’un kuşatmalarına direnmiştir .Yavuz
Sultan Selim şehzadeliği sırasında burada sancak beyliği yapmıştır
. 1867 yılında çıkan bir yangından şehir önemli ölçüde zarar görmüştür
.19.yüzyılda 35.000 kişilik şehir merkezi nüfusunun yarısı Rumlar
ve Ermenilerden oluşuyordu .Cumhuriyetin ilk yıllarında ise ancak
20.000 kiş,1950 de ise 33.900 kişidir .Günümüzde , merkez nüfusu
220.000’e ulaşmıştır.