Trabzon bizans dönemi
Diocletianus (M.S.285-3O5) dönemi aynı zamanda Hıristiyanlığın
Karadeniz bölgesinde yayılmaya başladığı dönemdir.
Ordu içinde ve halk arasındaki Hıristiyanların
imparatorluk tarihinde uğradığı son büyük takibat
bu dönemde olmuş ve Hıristiyanlar tarafından Trabzon'un koruyucu azizi olarak kabul edilen
St.
Eugenios Boztepe'deki Mithras putunu kırdığı için
bu dönemde ölüm cezasına çarpıtılmıştı.Aynı dönemde
bölgedeki askeri birliklerdeki Hıristiyanlar
tutuklanarak öldürülmüşlerdi. Daha sonra Hıristiyanlık
devletin resmi dini olacak ve bölgede askeri
garnizonların bulunduğu şehirler bu din şehitlerinin
kanları ile sulanmış kutsal yerler haline gelecekti.
Bu politika doğrutusunda Hıristiyanlaştırılan yerel
halklar da din yolu ile merkeze bağlı, sadık teba
haline geldi.
Diocletanus imparatorlukta yaşanan kargaşanın önüne
geçmek ve birliği sağlamak için yönetimde birçok
idari reformlar yapmış, geniş imparatorluk topraklarını
ikisini Auğustus ve ikisini de Caesar'ın yönettiği
dert bölgeye ayırarak yenetimin etkinliğini artırmak
istemişti. Merkezi burokrasinin temellerini atan ve
orduda yeni düzenlemeler yaparak eski disiplinini sağlayan
Diocletianus'un oluşturduğu dört bölgeden biri de
imparatorluğun doğu bölgesindeki toprakları
kapsamaktaydı.
Müşterek hükümdar Maximianus'a devletin batı yarısını
bırakıp İmparatotluğun daha zengin olan doğu yarısında
ve çoğunluğu Nikomedia (lzmit)'te oturan
Diocletianus'un ölümünden sonra çıkan kargaşanın
ardından M.S.324'de tek başına tahta çıkan ve eski
Yunan kolonisi Byzanytium'un yerinde M.S.324'te bir şehir
inşaatına başlayan Costantinus M.S.330'da açılışını
yaptığı Byzantıum/Constantinopolis/İstanbul'u
devletin başkenti yapmıştı M.S.476'da İmparatorluğun
tek başkenti haline gelen bu şehir daha sonra Doğu
Roma İmparatorluğu'nun, büyük Roma İmparatorluğu'nun
tek varisi durumuna gelmesi ile dünyanın sayılı şehirleri
arasına girmişti.
Dioecletianus'un reformlarına göre Roma İmparatorluğu
dört büyük Prefelikliğe, bu Prefelikler de 12
Dioecesisliğe ayrılmıştı. Bu düzenlemede Doğu
Prefelikliği'nin Pontus Dioecesisliği'ne bağlı
Pontos Polemoniacus vilayeti içinde olan Trabzon,
yetkileri sınırlı sivil valiler tarafıdan yönetilirken,
askeri bakımdan birkaç vilayeti kapsayan Armenia Duxlüğüne
bağlı idi.
5. yüzyılın başlarına ait olduğu kabul edilen
Notitia Dignitatum adındaki saray hizmetlileri ile
askeri ve mülki idarecilerin resmi listesi olan belge
bize Trabzon'un idari durumu hakkında daha ayrıntılı
bilgi verir.
Bu belgeye göre Armenia Duxluğü içindeki 7
castellondan biri olan Trabzon'da Pontik II. Legionun
karargahı da bulunmaktaydı. Aynı dönemde Sürmene'de
bir piyade bölüğü ve Rize'de de bir suvari bölüğünden
oluşan garnizonlar vardı. Bu yüzyılda Bizans'ın doğu
sınırının Rize'nin doğusuna kadar gerilediğini düşünürsek
bölgenin stratejik önemini daha iyi anlamış oluruz. Trabzon, Roma imparatorları
Vespasien, Neron ve Hadrien
zamanında üstlendiği, doğu sınırında yapılan
Seferlerde ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs ve
liman gerevini Bizans İmparatorluğu döneminde de yüklenmiştir.
Justinianos I.(527-565) zamanında batıda yapılan savaşlarda
başarılar elde edilmişse de doğu sınırında İran'a
karşı savunma sistemi zayıflamıştı.
Bu dönemde Justinianus, Trabzon'a gerekli önemi göstermiş,
surlarını restore ederek savunmasını kuvvetlendirmişti.
şehrin su ihtiyacını karşılamak için su kemerleri
inşa ettirmiş ve bu kemere şehrin koruyucu azizi olan
St.Eugenes'ın adını vermiş, şehirdeki bir çok
kiliseyi yeniden restore ettirmişti. Rize'nin kalesini
de restore ettirip savunmasını güçlendiren
Justinianus bölgede birbiriyle bağlantılı birçok müstahkem
mevki inşa ettirerek Rize'nin doğusuna kadar geri çekilen
Bizans sınırını emniyet altına almaya çalışmıştı.
Trabzon'un civarında dağlık bölgelerde yaşıyan
Can/Tzan/Sanni adı verilen halk tam itaat altına alınamadığı
için çevredeki Bizans yerleşimlerine ya da ikmal
kollarına sık sık baskınlar düzenliyor yağma yapıyorlardı.
Justinianus, Gümüşhane/Canca'dan Araklı burnuna
kadar olan bölgede yaşayan Canları yenerek Bizans
hakimiyeti altına almak için M.S.528 yılında yerli
komutanlardan Tzitas'ı göndermiş ve onları itaat altına
almıştı. Sık ormanlarla kaplı bölgede ormanları
kestirerek yollar açtırmış, bu yolların emniyetini
sağlamak için kuleler inşa ettirmiş ve bu halkın Hıristiyanlaşarak
dindar ve itaatli insanlar olması ve imparatorluğun sınırlarında
muhafızlik yapmaları için çalışmıştır.
Heraclius döneminde (610-641) Anadoluda İran istilası
yayılmış, İranlılar İstanbul önlerine kadar
ilerlemişlerdi. Heraklius Anadolu arazisini askeri bölgelere(Thema)
ayırarak yeni bir düzenleme yapar. Kolordu manasındaki
Thema kelimesinin ad olarak verildiği bu bölgelere
askeri birlikler iskan edilimiş, askerlere sonradan çocuklarına
bırakabileceği araziler verilmiştir.
Tarihçiler Heraclius'un 622 ile 628 arasında İranlılar
üzerine üç sefer yaptığını kaydeder. 622 ve 623 yıllarındaki
seferlerde ordunun ikmali için Karadere-Satalayolunu
kullanan Heraclius 625 kışını Sivas üzerinden çekildiği
Karadeniz bölgesinde geçirir. İran ordusunun
Anadoluyu baştan başa geçerek Kadıköy'e kadar
ilerlediği zaman Heraclius Trabzonun doğusunda,
Karaderenin yanındaki Sürmene/Sousourinama (bugünkü
Araklı)'da idi. Buradan kuşatma altındaki başkenti
ile kolayca haberleşmeyi sağlarken Hazar Türklerinin
liderleri ile görüşmeler yaparak Bizans-Hazar ittifakını
gerçekleştirmiş ve İran'ı yenerek 628'de başkente
muzaffer bir şekilde dönmüştü.
Bizans devletinin İran'a karşı kazandığı
zaferlerin başlangıç yılı 622 Hz.Muhammed'in
Mekkeden Medineye hicret ettiği yıl idi. İranlıların
İstanbul kapılarına dayandığı sıralarda
Hz.Muhammed' inen Rum Suresi'nde mağlup olan Romalıların
birkaç yıl içinde kazanacaklarını ve o gün
inananların ferahlanacağı bildirilmekteydi. Nitekim
Romalıların yendiği ateşe tapan Sasamler peygamberin
vefatından birkaç yıl sonra Müslümanların ilk hücumu
ile yıkılmış, Bizans ise İran'la yaptığı savaşlarda
elde ettiği doğu eyaletlerini kaybetmişti.
Hz. Ömer zamanında (634) Bizans topraklarına giren
Muslümanlar 636'da Yermuk savaşında Bizans ordusu
yenmişti. 646' da Bizans'ı Mısır'dan da atan Suriye
valisi olan Muaviye komutasında Müslüman Araplar
kuzeyde Kayseri'ye kadar olan toprakları işgal etmiş
663'de yeniden başlayan Arap akınları batıda İzmir
ve İstanbul'a kadar ulaşmış ve 674 yılında İstanbul
kuşatılmıştı.
7. Yüzyıl başlarında Bizans'ın İran ve Araplarla
yaptığı yıpratıcı savaşlar sonucu Anadolu harab
olmuş ve nüfus azalmıştı. Balkanlarda Bulgar ve
Slav kitlelerine karşı zafer kazanmış olan Bizans
onları Anadoluya geçirerek Araplara karşı savunmada
onlardan yararlanmıştır.
Anadolu'ya yönelen Müslüman Arap akınları Trabzon bölgesinide
hedef almış 705-711 yıllarında Ankara'ya kadar
ilerleyen Araplar aynı dönemde Trabzon bölgesine de yönelmişlerdi.
715'te Arapları Trabzon bölgesinden atan Anatolikon
Theması'nın Strategos'u Isauralı Leon daha sonra
Bizans tahtını da eline geçirmiştir.
Anadolu'da Müslüman Araplarla Bizans arasında sürüp
giden mücadeleye ilerdeki asırlar boyunca doğuda Müslüman
olmaya başlayan Türkler İslam ordusunda, Karadeniz'i
kuzeyinden Balkanlara inmiş ve burada Bizansla ilişkiye
geçmiş olan Bulgar, Uz, Peçenek Macar gibi Türk
kitleleri de Bizans ordusunda hizmet etmiştir.
Maveraünnehir bölgesinden gelen çok sayıda Müslüman
olmuş Türk boyu uc vilayeti denilen Bizans sınırına
yerleşririlmiş ve asırlar boyu süren bir mücadele döneminde
Afşin, Aşnas, İnak, Boğa el-Kebir Vasıf el-Türki
gibi bir çok ünlü Türk komutan sahneye çıkmıştır.
Doğuya yaptıkrı seferlerde Trabzon'u üs olarak
kullanan bir başka Bizans İmparatoru Basileios II.
(967-1025)'dir. Hayatının son yıllarında Gürcistan
ve Vaspurağan bölgelerini Bizans'a ilhak eden
Basileios 11.1021/22 kışını Trabzon'da geçirirken
burada Abhazya'ya yapacağı sefer için donanma inşa
ettiriyordu. Bu sırada Ermeni Ani Kralı Symbad
(1018-1041) Basileios'a bir heyet yollayarak Gürcü müttefiklerinin
başına gelenlerden kurtulmak için ülkesini ölümünden
sonra Bizans'a bırakmak için bir anlaşma önermişti.
Bu isteği kabul edilen Symbad'dan başka Vaspuragan
Kralı Senek'erin ve komşusu İbn ad-Dayrani de Trabzon'a heyet göndermiş ve devletlerini para karşılığı
Bizans'a satmışlardı.
Müslüman Araplarla Bizans arasında 7.yy da başlayıp
11 .yy sonuna kadar devam eden mücadeleyi Selçuklu Türklen'nin
Anadolu'yu Müslümanlaştırıp Türkleştirmelerinin
bir başlangıcı olarak görmek gerekir.
Malazgirt savaşı öncesi daha ziyade keşif ve yağma
gayesi ile yapılan akınlarar Malazgirt'ten sonra iskan
etme ve yurt açma gayesi taşıyordu. Nitekim 1071'de
Malazgirt zaferinden sonra Tükmenler tüm Anadolu'a yayılmış
ve zaferi takip eden ilk yıllarda Türk akıncıları
Trabzon bölgesini ele geçirmişti.
Trabzon ve çevresini Türkmenlerden kurtarmak için bir
ordu ile bölgeye gönderilen Bizans ordusunun komutanı
olan Thedore Gavras, 1075 yılında bölgeyi Türkmenler'den
geri alır. Bu başarıdan sonra İstanbul'a dönen
Thedore Gavras Bizans İmparatoru Aleksius Komnenos I.
(1081-1118) tarafından Trabzon ve çevresini içine
alan ve merkezi Trabzon olan Haldiya Themasının valiliğine
atanır.
Burada adeta bağımsız bir şekilde davranan Thedore
Gavras Niksar ve Şebinkarahisar'ı Emir Danişmend Gazi
kuvvetlerine karşı müdafa eder ve Trabzon'un sınırlarını
Bayburt bölgesine kadar genişletir. Trabzon'u Gürcü
akınlarına karşı savunur. Samsun'dan Gümüşhane'ye
kadar olan bölgede iç kesimlerden sahile inen geçitleri
kontrol altında tutacak kalelerden bir savunma sistemi
oluşturarak Samsun'dan Trabzon'un doğusuna kadar olan
sahili emniyet altına alır.
1098'de Bayburt yakılarında ve Çoruh nehri kenarında
Danişmend Gazi'nin oğlu İsmail ile tutuştuğu bir
savaşta öldürülen Thedore Gavras'tan sonra oğlu
Gregory Gavras (Taronites) 1103'te Trabzon valiligine
(Haldiya
Düklüğü) atanmıştır. Babasının Trabzon valiligi
esnasında İstanbul'da rehin tutulan Gregory babası
tarafından 1091'de Sinop'a kaçırılmış fakat sonra
iade edilmişti. Babasının gibi o da Trabzon bölgesinde
bağımsız hareket ediyordu. 1106'da Emir Danişmend'le
evlilik yolu ile bir ittifak kurmuş ve Şebinkarahisar
kalesindeki varlığını sağlamlaştırmıştı. Bu
davranışı nedeni ile muhtemelen 1107'de İstanbul'dan
John Komnenos kumandasındaki bir kuvvet tarafından
yakalanmış ve İstanbul'a gönderilmiş, fakat daha
sonra affedilerek itibari iade edilmiştir.
1119'dan önce Trabzon valiliğine atanan Constantin
Gavras da çevresindeki Türkmenler'den destek alarak bölgeyi
Bizanstan yarı bağımsız bir şekilde yönetmişti.
1140 sonlarına kadar Trabzon'da hüküm sürdüğü
kesin olan Costantin Gavras Trabzon Çevresindeki Türkmen
emirlerinden Mengücekli İshakla ittifak yaparak
1120'de Artuklu Belek ve Danişmendli Melik Gazi
kuvvetleri ile Şiran yakınlarında karşılaşır. Bu
savaşta Trabzon ve Mengücekli ittifakı yenilgiye uğrayarak
çok ağır bir zaiyyat verirler. Constantin Gavras'in
5000 askeri öldürülmüş kendi ve Mengücekli İshak
Bey esir düşmüştü. İshak Bey Artuklu Belek'in
damadı olduğu için canını kurtarırken Constantin
Gavras da 30.000 Dinar karşılığı fidye ödeyerek
serbest kalmıştı.
1139-1140'da Johon Komnenos II (1118-1143)'nin Canik bölgesine
bir sefer düzenlediğini ve Haldiya Themasını tekrar
Bizans'a bağladığını görüyoruz. Bu sefer sırasında
Isaac Komneos'un oğlu olan Jhon Komnenos (çelebi) Selçuklulara
katılmış ve Sultan Mesud'un kızı ile evlenmiştir.
Constantin Gavras'ın ölümünün bu seferden sonraki
bir tarihte olması muhtemeldir ve tekrar Bizans İmparatorluğu'nun
bir parçası haline gelmiş olan Haldiya Themasına
1160'ların ortalarında Nikephoros Palaiogolos yeni dük
olarak atanmıştır.
Gavras ismi kesinlikle Yunanca, Pontus Rumcası veya
Lazca değildir. Haldiya Theması orijinli olduğu kabul
edilen ailenin birkaç üyesinin de Selçuklu sarayının
hizmetinde olduğu biliniyor. Bunlardan Ihtiyar ad-din
Hasan bin Gavras, Sultan II.Kılıç Arslan'ın
vezirleri arasındadır.